Bir Arada Yaşamak - Aile Kavramı

Hayatı anlamaya başladığımız andan itibaren içerisinde bulunduğumuz aile kavramını tanımaya çalışırız. Anne baba ve çocuktan oluşan bu yapı aslında oluşturduğu bütünlükten daha çok anlam içerir. Gereksinimlerin bir arada tuttuğu bu yapıda “bir arada yaşamak” bazen çerçevenin dışından bakmayı gerektirir. Geştalt terapiye göre “bütün parçaların toplamından daha fazladır” yani bir insanı bulunduğu yapının dışında değerlendirmek mümkün değildir. Çocuklarımızın iyi birer birey olmaları, mutlu olmaları yeteneklerine göre yönlendirmeleri, toplumsal değer kavramlarımızı bünyelerinde toplamaları ancak ilk eğitimi aldıkları aile yapısının uygunluğuyla mümkündür. Bu kurama göre aile bir bütündür ve parçalarını ailenin bireyleri oluşturur. Her bireyin ihtiyacı, amacı, algı yeteneği mevcuttur. Bütünlüklü yapı içerisinde değerlendirildiğinde aile kavramı çocuğun zihninde tüm aile fertlerinin bir arada değerlendirilmesi ile oluşur.

Bir çocuğun uyum problemi yaşaması ya da ifade güçlükleri çekmesi doğuştan gelen bir yetersizlik olarak değil bulunduğu aile yapısının bütünlüğüyle değerlendirilmelidir. Çocuğun uyumsuzluğu olarak değil bakım veren ile çocuk arasındaki uyumsuzluk sürecini dikkate almak değerlendirmede daha uygun olacaktır. Kişisel sorumluluk almak ve bu uyumsuzluğa çözüm üretmek en önemli aşamadır. Örneğin “çocuğum ders çalışmıyor” ile “çocuğuma ders çalıştıramıyorum” algısı arasında ciddi farklar mevcuttur. Ebeveyn olarak kendimizde algı farkındalığı yaratırsak yaklaşım şeklimiz değişecektir. Sorun her zaman anne, baba da ya da çocukta değildir. Her iki tarafın da yanlış algıda hareket etmesi mümkündür. Önemli olan eksikleri bireylerin sorumlulukları algılayabilecekleri kapasitelerine göre analiz edip, bir bütünlük içerisinde hareket etmesidir. Yetişkin bireylerin çocuklarından öğrenebilecekleri pek çok şey olduğunu unutmadan hareket etmeleri bu noktada kritiktir. Unutulmamalıdır ki F.Perls’in de dediği gibi “Öğrenmek, bir şeyin mümkün olabildiğini görmektir.