Halkla İlişkiler 0850 495 05 63      Teknik Destek 0546 420 25 64 info@kureselonline.com

Motive Olmak Odaklanmaktır

Motivasyon, kazananların sihirli değneği; şampiyonların bitmez tükenmez enerji kaynağı. Motivasyon, sizi harekete geçiren güçtür. Kendinizi tükenmiş, dibe vurmuş, kopmuş durumda hissettiğinizde motivasyon damarlarınıza kan verir; size can verir. Peki, motivasyon gerçekten bu kadar önemli midir?
Evet önemlidir. Çünkü motivasyon, size güç ve enerji veren duygudur. Motivasyon savaşta askerin barutu, kuru toprağın suyu, yolda arabanızın yakıtıdır. Motivasyon, beynimizin limbik sisteminin harekete geçmesidir. Beynimizin limbik sistemini kullanmadan etkili bir öğrenmekten ya da öğretmekten bahsetmek mümkün değildir.
Motive olanlar; rahat olur, esnektir, gerçekçidir, kafası rahat olduğu için kolay alternatif üretir, enerjisini ölçülü kullanır, rahatlıkla uzun süre çalışabilir, tatlı bir heyecan vardır, çalıştığı kadar üretir. Motive olmayanlar ise; gergin olur, hırslarının ve inadının etkisiyle karar alır, sabit fikirlidir, gerçeklerden kaçar, çok enerji tüketir, çabuk yorulur, kafası gergin olduğu için üretkenliği azalır, kendini zorlayarak çalışır, çok çalışır, az üretir.
Doğum, yaşam ve ölüm… Hayatın üzerinde tartışma götürmeyen belki de en net denklemidir. Bebeklik, çocukluk, gençlik derken bir de bakmışız ki ideal ömrü neredeyse yarılamışız. Bundan sonra sorular ve sorunlar artarak hayatımızda yer bulmaya başlar. Neleri iyi yapabiliyorum, neleri yapamıyorum, neleri yapmalıyım diye beynimiz sürekli bize sorular sorar. Bu düşünce trafiğinde ilerlerken çoğu zaman en önemli soruyu sormayı unuturuz. Neleri yapmaktan keyif alıyorum?
Çoğumuzun yetiştirilme biçimi bu soruyu kendimize sormamıza olanak tanımaz. Belirli kurallar ve kalıplar çerçevesinde kalmayı tercih ederiz. Şimdi arkanıza yaslanın ve düşünün. Neleri yapmaktan keyif alıyorum?
Kendi yaşam hikâyenin kahramanı olmak istiyorsan, güvenli sulardan çıkmalı ve gerçekten istediğin denizlere ulaşmak için kürekleri çekmeye başlamalısın. Peki, ne yapabilirim, öncelikle hayatımda istediğim ve kesinlikle istemediğim konular nelerdir, bunları yazılı hale getirmek gerekir. Sonrasında olumlu olanlardan hangilerini hayatıma daha çok dahil edebilirim, olumsuzlardan hangilerini hayatımdan çıkartabilirim diye öncelik sırası yaparak ilk adımlarını atabilirsin. Bu durum içine su alan teknemizin deliklerinin kapanmasına ve suların boşaltılmasına yarayacaktır. Teknemizi istediğimiz rotada götürmek için rüzgârın sadece arkamızdan esmesi gerekmez. Rüzgâr hangi yönden eserse essin, yelkenlerimizin açılarını ayarlayarak istediğimiz yöne gidebiliriz. Önemli olan bunun nasıl yapılacağını bilmek ve rüzgârın yönünü ya da yelkeni doğru kullanmaktır. Bilgini ve tutkularını doğru amaçlar için doğru yer ve zamanda kullanabilirsen kendi istediğin istikamete doğru yol alabilirsin. Aksi durumda sürüklenmek ve hedeflerinden uzaklaşmak kaçınılmaz olacaktır. Bu durumda ise sadece yaşam rüzgarlarının seni sürüklediği bilinmeyen diyarlara gidersin, sonra da yolunu bulmak için bedel ödersin.
Artık yelkenlerimizi ve rüzgârı doğru kullanarak, teknemizi kendi istediğimiz yöne götürme zamanı. Denizcilerin sık kullandığı bir söz vardır, “Alesta tramola” yani rotanı değiştirmeye hazır mısın?
Zamanınızı nasıl kullanıyorsunuz? Hedefiniz nedir? Kısa vadede ve uzun vadede neler yapmayı planlıyorsunuz?
Şimdiye kadar kendinize asıl hedefler belirlemediyseniz kendinize kızmayın, geç kalmış sayılmazsınız. Zihninizi sıfırlayın, hedeflerinizi belirleyin, bu sabah derin bir nefes alarak baştan başlayın. Her yeni gün yeni başlangıçlara gebe, öyleyse asla pes etmeyin. Her yeni gün sizi hedefinize bir adım daha yaklaştırabilir.
Yeni bir yıla giriyoruz. Belki çok da istediğiniz gibi geçmemiş olan bir yılı geride bırakıyorsunuz ve önünüzde umutlarınızı tazeleyen yepyeni bir yıl var. Bu yüzden olsa gerek, yeni yılda yenilenme fikri oldukça popüler bir kavram.
Her ne kadar popüler de olsa, maalesef pek çok yenilenme çabası sonuçsuz kalabiliyor. Neden mi? Genellikle her şey bir anda olsun bitsin istiyoruz. Bu sebeple de oldukça büyük adımlar atabiliyoruz. Değişimi mutlaka küçük adımlara bölmek gerekir. Değişim yönünde atacağınız en ufak, hatta size yetersiz gelebilecek derecede ufak bir adım dahi çok değerlidir. Bunu bir kartopuna benzetebiliriz. Önemli olan kartopunu yuvarlamaya başlamak, o zaten zamanla çığa dönüşecektir. Ama siz bir anda çığ yaratmaya kalkarsanız, bir süre sonra yaratmaya çalıştığınız çığ sizi boğmaya başlar. Sonrasında ise başarısız olduğunuzu düşünerek mücadeleden vazgeçersiniz.
Las Vegas’ta 146 metre yükseklikte, 109 metre uzunluğundaki ipte yürüyerek bir dünya rekoru kıran ip cambazı Andy Lewis rekorunu,  yüksek odaklanmaya ve bunu hiç kaybetmemesine borçlu olduğunu söylemiştir.
Konsantrasyon becerisi, üstün başarı gösteren bütün sporcuların ortak özelliğidir. Bir anlık dikkatsizliğin kaybettireceği çok yarışma vardır.  Spor psikologları, mesela halteri kaldırmadan önce bir haltercinin bakışlarını seyirciye veya salondaki bir sese kaydırmasının, onlarca yıllık çalışmayı bitirebileceğini hatta sporcunun sakatlanmasına bile yol açabileceğini söyler.
Birçok alanda başarı ve başarısızlık arasındaki fark odaklanmaya bağlıdır. İyi araba kullanmak için de, bir fabrikada iş kazası yapmamak için de, bir fırında ekmek üretebilmek için de insanın yaptığı işe kendisini vermesi, dikkatini yoğunlaştırabilmesi gerekir. Ne iş olursa olsun, başarılı olmak, sıra dışı bir iş çıkarmak için, insanın bütün düşüncesini,  ruhunu ve bedenini yaptığı işe odaklaması gerekir. Biz buna emeğini katmak yetmez, fark yaratmak istiyorsan yüreğini de katmalısın diyoruz.
Odaklanmak, insanın dikkatini toplaması, bütün algı mekanizmalarını yaptığı işe  yönlendirilmesi, zihinsel kavrayışını en yüksek noktaya çıkarmasıdır. Genellikle sevdiğimiz, hoşlandığımız ve önemsediğimiz işlere daha kolay ve daha uzun süre odaklanırız. Odaklandığımızda ne iş yaparsak yapalım,  bütün zorluklara rağmen hiç farkında dahi olmadan performansımızı yükseltiriz. Bir öğrencinin sınav başarısı da bir kişinin sunum performansı da en az bilgisi kadar yaptıklarına odaklanmasıyla olur.
Amerika Birleşik Devletleri’nin efsane koçlarından Phil Jackson’a basketbolcuların odaklanmayı nasıl arttırdığı sorusuna verdiği cevap çok öğreticidir: “Eğer oyuncular, içinde bulundukları anda olmayı başarırlarsa kendilerini en iyi duruma getirirler. Hata yapma riskleri azalır ve hep bir adım daha hızlı ve bir ardım önde olurlar.” O halde yaptığınız işin kıyısında köşesinde olmayın, tam göbeğinde merkezinde olun; başarının da sizinle olduğunu göreceksiniz. Kendisi insan yöneten ve iş adamı olan bir dostum şöyle demişti: “ Bak hocam, bu masaları silip servis yapan, koşarak müşteriye hoş geldiniz efendim diyen adam bu lokantanın sahibi, işte bu yüzden burası dolup taşıyor, adam işinin içinde” demişti. Şunu unutmayınız ki, yaşam sizi ödüllendirmez, siz kendinizi ödüllendirirsiniz.
İçinde yaşadığımız dönemde, insanların dikkat dağınıklığının en yüksek noktaya çıkmış olması her gün hepimizin maruz kaldığı bilgi bombardımanı nedeniyledir. Televizyon ekranları, elimizdeki tablet ve akıllı telefonlar, telefonla konuşmak,  reklam panoları vb. dikkatimizi dağıtır. Her alanda aklımızı çelmeye çalışan pek çok değişken ve uyarıcı var çevremizde. Ama zihnimizi kontrol edip yaptığımız işe odaklanarak  beynimizin potansiyelini en yüksek seviyeye çıkarmak, bütün bu bilgi bombardımanına rağmen hala mümkün.
Dikkatimizi nasıl kullandığımız, hayatımızı belirler. Bir müzisyen dikkatini öyle yapılandırır ki diğer insanların hiç fark edemeyecekleri sesler ve boşluklardan ölümsüz eserler yaratabilir. İyi bir girişimci, ilgi alanına giren konularda,  insanların çok küçük davranış değişikliklerini herkesten önce fark edebildiği için onların ihtiyaç duydukları ürünleri tam zamanında piyasaya sunabilir. Bir doktor yaptığı işe odaklanarak hayat kurtarır. Odaklanmak, başarının anahtarıdır.
Mihaly Csikszentmihalyi, başarılı insanların kendilerini dikkatli olmada eğitebilenler arasından çıktığını söyler. Csikszentmihalyi‘ye göre bilincini denetleyerek istediği konuya odaklanabilen; dikkatini dağıtan şeyleri göz ardı edebilen ve hedefine ulaşana kadar odağını kaybetmeyen insanlar, sadece başarılı olmakla kalmazlar aynı zamanda hayattan daha büyük zevk de alırlar. Çünkü yapılan işe odaklanmak, o anı dolu dolu yaşamak demektir. Yapılan işe odaklanamamak ise, o anın geçip gitmesini istemek demektir.
Maalesef içinde bulundukları zamanın bir an önce geçmesini isteyen, bir sonraki anda daha mutlu olacaklarını umut eden insanlar var. İnsanın kendini içinde bulunduğu zamana veremeyip sürekli geçmişi ya geleceği düşünmesi, mutsuzluğun reçetesidir. EckhartTolle’nin de söylediği gibi pek çok insan,  ya geçmişle hesaplaşma yaparak ya da gelecekten endişe ederek yaşıyor. Bu arada asıl odaklanması gereken “şimdiki zamanı” kaçırıyor, hayatı ıskalıyor. Eğer yaptığınız işe ve hedeflerinize odaklanırsanız hem yaşamdan keyif alır hem de yaşamı ıskalamasınız.
Yaptıkları işe yoğunlaşabilen insanlar, geçmişin kaygılarından da gelecek endişelerinden de sıyrılıp yaşadıkları ana odaklanmayı başardıkları için hem başarılı hem de mutlu olurlar.
Daniel Goleman, dikkatimizin zihinsel bir kasa benzediğini söyler.  Goleman’a göre, nasıl diğer kaslarımızın performansını ve dayanıklılığını egzersiz yaparak geliştiriyorsak dikkatimizi de doğru alıştırmalarla geliştirebiliriz.
Goleman, odaklanmasını bilen insanların üç alanda başarılı olduklarını söyler.
Dikkat dağıtıcılara rağmen yaptığı işe odaklanan insanlar sezgilerini keskinleştirir, irade güçlerini geliştirir, dayanıklılıklarını artırır.
Odaklanma becerisini geliştiren insanlar, bu yetkinliklerini insan ilişkilerinde de kullanırlar. Daha empatik daha sağlıklı ilişkiler kurarlar.
Bunların yanı sıra dünyada olup bitene odaklanarak fırsatlardan yararlanmasını bilirler.
Birçok insanın yaptığı işte başarısız olmasının nedeni, kendisini yaptığı işe verememesidir. Kendilerini yaptıkları işe veremeyen, aklı hep başka yerde olan insanlar okulda da, işte de, sosyal ilişkilerinde de başarılı olamazlar. Bu insanlar mutlu ilişkiler de kuramazlar. Kimse kendisiyle birlikteyken ruhu başka yerde olan insanlarla birlikte olmak istemez. Kendisini işine, ilişkilerine veremeyen insan aslında Doğan Cüceloğlu’nun tarifiyle hayatı “-mış gibi” yaşayan insandır.
Yapılan işe odaklanmak sadece başarılı olmak için değil sağlıklı ve mutlu ilişkiler kurmak için de olmazsa olmaz bir koşuldur. Çok sıradan gibi görünen, herkesin kolayca sahip olabileceği düşünülen, “kendini yaptığı işe verme” becerisi, sanıldığından çok daha az rastlanan bir meziyettir. Yaptığı işin hakkını verme, hayatın her alanında başarının ve fark yaratmanın anahtarıdır.
Odaklanmak, geliştirilmesi mümkün olan bir yetkinliktir. Bir kez kazanıldığında ise ödülleri hayatımızın tamamını etkiler. Odaklanma yanlış istikamette ise kişi yanlış yere enerji harcayacak ve bir süre sonrada başarısız olduğunu düşünerek, pes edecektir. Motive olan kişi sonuca mutlaka ulaşır, ama bu sürecin uzun olması kişinin çevreden etkilenerek vazgeçmesine sebep olabilir. Motivasyon harekete geçmede en önemli faktördür. Kişinin motivasyonu yok ise kişi harekete geçemeyecektir.
Bir Fransız atasözü: “Bir atı suya götürebilirsiniz; ama ona zorla su içiremezsiniz.” der. Biz de ise bunun karşılığı “Zorla güzellik olmaz.”
Çok farklı şeyleri istiyoruz. Ama sormuyoruz ki istediğimiz şeye sahip olmak için ne yapıyoruz?
Ya da istediğimiz şey neden gerçekleşsin ki? Ne kadar hak ediyoruz ki olmayınca kahrediyoruz?

Başarılı insanları sıradan insanlardan ayıran temel özelliklerden biri; “sonuç odaklı düşünme”dir.
Sonuç odaklı düşünme, amaçlarımızı ve ulaşacağımız sonuçları zihnimizde canlandırma ve bu sonuca ulaşmak için gereken eylemleri formüle etme, amaca ulaşana dek bu eylemleri sürdürme becerisidir. Bu şekilde herhangi bir durumu yararlanacağınız bir fırsata dönüştürebilirsiniz. Yaşam fırsatlarla doludur, yeter ki siz yararlanmak isteyin.
Asıl sorun ne istediğini bilmemek, odaklanılan bir hedefin olmaması. Unutulmamalıdır ki; yüreğini koymadığın hiçbir işten, yürekli bir sonuç çıkmaz. Fark et, fark at! Ömrünün tıpkı bir nehir misali gözlerinin önünden akıp gitmesine seyirci kalmamalısın. Yoksa “keşke”lerle ve “eğer”lerle dolu bir ömür yaşarsın. Yaşama odaklanın, odaklayın…

Prof. Dr. Erten GÖKÇE
Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi